Yeni Mezun Yazılımcı Maaşı

bu yazı ilk olarak medium üzerinde yayınlanmıştır

Hunharca tartışılan Türkiye’de yeni mezun bilgisayarcı (burada yazar yazılım mühendisi olmak isteyen tüm çaylakları kastetmektedir) kişiler için başlangıç maaşının ne olması gerektiği konusunda iki kelam etmeye çalışacağım.

Yeni Mezun

Yeni mezun derken ikinci harf olan e’yi uzatmanız önemli. Yeni Meeezun, derken neden bahsediyoruz bunu bir sınıflandıralım. Okuduğu okuldan bağımsız olarak amacı yazılım geliştirme uzmanlığı olan, “Ben de kod yazmak istiyorum” diyen değil “Ben de kod yazarak para kazanmak istiyorum” diyen kişilerdir. İlla ki okullu da olması gerekmez bu şahsın. Yazılımcı olarak ilk deneyimini kastediyoruz. Okullu olanlar burada kalkıp ben onca sene okudum niye aynı sayıyorsunuz demesin. Çünkü okuduğunuz okullarda aldığınız eğitimden daha iyi seviyede olan alaylılar da mevcut. Yani okul sizin yazılım bilginize “fazladan” bir şey katmaz. Size mühendislik disiplini katar, bu da aşağıda bahsedeceğim formülün bir başka değişkenidir. Ancak her okulluya da aynı muamele yapılamayacağı için, okullu ve alaylı aynı potada eriyecek yazı boyunca.

İlk İş

‘Yazılım’ sektörü dışında dahi ilk işine başlayan kişi eğer öğrenimi sırasında herhangi bir sektör içi tecrübesi yoksa en iyi ihtimalle (devlet memurluğu dışında) ilk başlayacağı iş için asgari ücret neyse o ücreti kazanmaya başlayacaktır. Burada fen veya sosyal bilimler alanında eğitim görmüş ve araştırmacı diyebileceğimiz kişileri ayrı tutuyorum. Çünkü bu kişiler için iş olayları çok daha farklı cereyan etmektedir. Yazılım sektöründe ise iş biraz daha karışık. Kişinin sektör tecrübesi olmasa dahi, açık kaynak dünyaya katkı sağlamış olabilir ve/veya kişisel projeleri mevcut olabilir. Bu sayede direkt olarak sektör içinde olmasa dahi yetkinlik kazanmış bulunabilir. Bu sebeple ilk iş tabiri yazılımcı için biraz bulanıktır.

Bu sebeple zaten bu kadar çok kafadan (biri ben) bu kadar çok farklı ses çıkmaktadır. Ancak sığ kişiler tümünü aynı kefeye koydukları için çok fazla yanlış fikir oluşuyor. Zaten bu yazının ana sebebi bu.

Peki Maaş Ne?

Evet, esas soruya cevap vermedim hala. Çünkü yukarıda da dediğim gibi basitçe şu olmalıdır gibi bir durum mevcut değil. Eres olarak bizim kişisel deneyimlerimize dayalı bir formulümüz mevcut, bizim gibi bir sürü farklı şirketin de kendi deneyimlerine dayalı fiyat politikaları mevcut.

Bizim Formül

Maaş bizim için zaman değeridir en başta. Bir çalışana ödeyeceğimiz ücret ne kadar zamanını alacağımızla başlıyor. İlk değişkenimiz satın aldığımız zaman. Buradaki zamanı ön tanımlı olarak 1 aylık çalışma süresine yapacağı işten bağımsız olarak asgari ücret olarak ekliyoruz. Asgari ücretten başlamış oluyor hesabımız kısaca.

Ardından bu kişinin bize katacağı ve bizden alacağı zamanı hesaba katıyoruz. Şöyle ki bu kişinin yeterliliği sıfır noktasında değilse, yani atadığımız işleri çözebilmek için bir başka çalışanın vaktinden çalacak yani iş öğrenecekse değer katarken, bu kişinin ortalama aylık çalabileceği vakti hesaba katıyoruz. Burada hem kişinin yeterlilik seviyesi, hem öğrenme kapasitesi etkili. Aynı bilgi seviyesine sahip iki kişiden birisi tek seferde anlatılanı anlayabilir; farz edelim aylık, usta yazılımcıdan çalacağı vakit %5`tir, ancak diğer bir kişi hem anlatıma hem uygulamalı gösterime ihtiyaç duyar, bu kişinin ise çalacağı vakit %20 olacaktır. Çıkan yüzde oranını ilk değer olan asgari ücretten düşüyoruz. Ancak eğer kişi herhangi bir kişiden zaman çalmayacak ve self-learning ile kendisi çözüp üzerine verilen işleri rahatlıkla çözecek ve ustasına fayda sağlayarak iş çözebilecek ve bize ekstra zaman kazandırabilecekse, tahminen sağlayacağı iş gücünü ustasına göre %10 diyelim örneğin, asgari ücretin üzerine ekliyoruz.

Temelde bu şekilde kişinin sağlayacağı katkı oranını hesaba katarak, kısaca tamamen ticari düşünerek başlangıç ücretini belirliyoruz. Ancak bu noktada bahsetmediğim içgüdüsel değişkenler de mevcut. Tecrübesiz kişiyi işe alarak şirketlerin aldığı riskler de mevcut. Bahsettiğim şekilde asgari ücretten başlatıyoruz ve bunu geleceğe yatırım olarak düşünerek yapıyoruz. Yani asgari ücret ile başlayan kişi hiçbir şey yapmadan da üç ay boyunca maaş alıp sonra vazgeçtim ben diyip gidebilir, ya da çok fazla diğer personelden vakit çalıp edinimlerini sağlayıp tamam ben alcağımı aldım deyip gidebilir. Yani şirkete tam fayda sağlayacağı noktada bırakıp gidebilir. Bu durumda şirket zarara uğraşmış olacaktır.

Mülakatlarda bu gibi durumlar içgüdüsel olarak tahmin edilmeye ve ilk işi olacak kişi için risk analizi yapılır, bu da belli bir yüzde olarak maaş belirlemede kullanılır.

Son olarak bir de (sonunda) kişinin maaş beklentisi vardır. Bu sadece kişi hakkında yukarıda bahsettiğim risk analizi hesabı için kullanılacak bir bilgi sunar. Bu demek değil ki az maaş isteyin risksiz görünün. Dengeyi yakalaması önemlidir kişinin. Kendi yeterliliğinin çok altında maaş isteyen birisi de risklidir şirket için, aksine kendinin farkında olmayan bir kişi de 6 ay sonra kaçma ihtimalini bulundurabilir. Yani maaş beklentinizi kendinize göre “benim zamanımın şu anda değeri bu kadardır” der gibi söylemeniz gerekiyor. Bu da hesaba dahil ediliyor.

Yukarıdaki hesap dışında çok sık karşılaşılmasa da ekstrem durumlar mevcut. Örneğin henüz mezun olmadan iş teklifi götürebildiğimiz insanlar da mevcut. Şöyle ki kişisel olarak işini fazlasıyla sevmiş ve para için yapmasa bile işler çıkartmış açık kaynak olsun olmasın işlemiş kişiler her şirket için olduğu gibi bizim için de değerlidir. Bu gibi kişilere tamamen (gerçeklikten uzaklaşmadan) kendilerinin belirlediği maaşları ödüyoruz. Üstelik tam zamanlı çalışan olup olmamak da değil, outsource veya remote olarak da çalışabiliyoruz. Tabii bunlar yaptıkları iş konusunda para için hiç iş yapmamış olsa dahi parlak gelecek vaadeden kişilerdir.

Net bir şey söyle

Net tek rakam asgari ücrettir, bunun üstünde bir kişiye sırf o işe girmek istediği için “minimum şu kadar ücret ödenmelidir” demek abesle iştigaldir. Çünkü her insanın amaçları, seviyesi, yetkinliği, kazandırdıkları farklıdır. Çıkıp boş konuşarak şu maaştan aşağı başlamayın diyerek hadsizlik etmek kimsenin hakkı değildir.

Neden?

Herkes aynı işi aynı şekilde yapmaz, o yüzden herkesi aynı kefeye koyamazsınız, sırf aynı mesleği icra etmeye niyetlendi diye. Sadece bir alt limit belirlersiniz ki bu noktada bu asgari ücrettir. Bu da her sektöre uygulanır sadece yazılımcılara özel değildir. Sektöre yeni girmiş birisi sadece günlük harçlığı karşılığında Serdar Doğruyolla beraber çalışmak ve onun zamanına karşılık kendi zamanını vermek isteyebilir ki denk değildir bu sebeple üstteki formülde olduğu gibi Serdar’dan, Fatih Arslandan yahut Gökhan Şengün`den uzmanlıkları hakkında günlük bir saat bilgi almak 3–5 ay boyunca alacağı maaşdan çok değerli olabilir.

Bir de Serdar`ın, tartışma hakkında en beğendiğim yorumunu şuraya iliştireyim.

Daha da ötesinde kalkıp “başlangıç maaşı şu kadar olmalıdır” diyenlere itibar etmeyiniz. İşinizi ne kadar iyi yapıyorsanız o kadar iyi kazanacağınızdan emin olun. Kendinizi bilin, 6 ayda bitiremeyeceğiniz 50.000 liralık proje için aylık 5.000 lira isterseniz kimse sizi ciddiye almayacaktır. Aynı şekilde şirkete müthiş katkı sağlayacağınızı iddia edip “asgari ücret yeter abi” dediğinizde de kimse sizi ciddiye almayacaktır.

Kendinizi bilin, işinizi iyi yapın. Henüz yola yeni çıkıyorsunuz, ilk derdiniz maaş olursa o yol hayal ettiğiniz yere çıkmayacaktır.

#tr #oneri