Demokrasi

Uzun zamandır, üzerine uzun uzun düşündüğüm ve destekleyicilerini anlayamadığım yönetim biçimidir. Kısaca demokrasi; “Dahili olan tüm bireylerin, işleyişte eşit rol hakkı” olarak tanımlanabilir. Eğer bu bi devletse, tüm vatandaşların devlet yönetiminde söz hakkı olması, yok eğer bir şirketse, tüm çalışanların şirket idaresinde söz hakkı bulunması.

2 demokrasi teorisi mevcut, Normatif ve Ampirik demokrasi teorisi.

Normatif Demokrasi Teorisi

Bu teoriye göre, sonuç tüm katılımcıları tam anlamıyla memnun etmelidir. Devlet için konuşursak: Cumhurbaşkanı seçiminde her bireyin sonuçtan memnun olması diyebiliriz. Ve farkedeceğiniz üzere, insanların “farklılıkları” sebebiyle hiç bir zaman tam katılımlı memnuniyet sağlanamayacaktır. Bu sebeple ütopik bir teoridir.

Ampirik Demokrasi Teorisi

Robert Dahl’ın deyimiyle “Poliarşi”. Normatif demokrasi teorisine mümkün olan en yakın şekilde duran teoridir. Yani olabildiğince fazla katılımcıyı memnun eden sonuçlarla çalışan bir sistem. Örneğin: %52 Şu anda Türkiye Cumhuriyeti ve diğer demokratik devletlerin uyguladığı yöntemdir. Yani ilk bakışta ben şunu görüyorum. “Bizim bi fikrimiz var, ama tam da uyduramadık. Çok güzel birşey ama bi türlü stable sürüm çıkartamadık. BugFix yapalım derken de feature eksilttik. Çok da iyi oldu, güzel oldu.” demiş adamlar.

Demokrasinin biraz daha detayına inince “Demokrasi Modelleri” çıkıyor. Klasik, koruyucu, kalkınmacı, liberal, sosyal demokrasi modelleri var. Sadece klasik demokrasiyi de aktarıp derdimi anlatacağım: Klasik Demokrasi

Atina Demokrasisi diyorlar buna. Zaten bütün iş bunun başından çıkıyor. Fi tarihinde, Atina köylükten, kentliğe terfi edip, vatandaş sayısı 300–350bin civarlarına ulaşacağa yakın, bi şeyler yapmak gerekmiş. Arkadaşlar birleşip “Demokrasi” uygulayalım herkes mutlu mesut olsun demişler. Doğrudan demokrasi alt türünde olan “tüm bireylerin, temsilcisiz, direk olarak katılımı” ile gerçekleşen demokrasi yöntemini müthiş şekilde uygulamışlar.

“Tüm yurttaşlar eşittir” demiş Atinalılar.

Tabi doğrudan demokrasi dediğiniz şey vakit istiyor. Tüm yurttaşlar nasıl sağlıyorlar meclis katılımını? Tabi ki köleler, kadınlar ve yabancılar yurttaş sayılmıyor. Tüm işleri köleler yapınca, arkadaşların birşeylerle uğraşması lazım, herkes mebus oluyor bu sayede.

Alın size demokrasiyi sevmemek için bir neden daha. Demokrasi dediğiniz şey “doğru”yu sağlamaz. Sadece eşitlik sağlamaya çalışır. Öğrendiğimiz üzere ise “eşitlik” “adalet” değildir.

“Herkes eşittir ama bazıları daha eşittir” George Orwell

Türkiye’de 100 yıldır demokrasi uygulamayı deniyoruz, dünyanın çeşitli yerlerinde deneniyor. Asla başarılı olamayacak olmasını anlamış olmalısınız.

Peki şirketler?

Demokrasi ile yönetilen bir şirket örneği var şuralarda bir yerde. Doğrudan demokrasi uygulanıyor. Çaycısından, insan kaynaklarına herkesin fikri alınıp şirket işleri yürütülüyor. Denemesi keyifli, peki ya sonuçları?

  • Çaycı alımını hiç çay içmeyen birine sormak ne kadar doğru?
  • Ofise playstation alımını ofiste hiç durmayan müşteri temsilcisine sormak ne kadar doğru?
  • Endüstri mühendisinin ne kadar maaş alacağını müşteri temsilcisine sormak ne kadar doğru?

Kısacası, insanların “öz”lerini unutup, tamamen objektif yaklaşacaklarını varsaymak ne kadar doğru? Her insan bencil değil mi ne de olsa?

Tabi bu durumda yetki puanı ataması yapılabilir, ancak yetki puanları “politik” yeteneğinden dolayı iş konusunda pek bilgisi olmayanlarda toplanması durumunda kaybedeceklerinizi ne kadar kaldırabilirsiniz?

Ne yapmalı?

Ben biraz eski kafalıyım, “iyi”, “lider”, “dürüst” gibi temel kalıplara uyan bir “otorite”yi, yani bir “patron”u, kaosa dönüşmesi muhtemel, “stable” olamamış bir demokrasiye tercih ederim.